Frank Bockius ile söyleşi

Frank Bockius ile söyleşi

SESSİZ FİLM MÜZİSYENİ FRANK BOCKIUS İLE SÖYLEŞİ

“BENİ EN ÇOK FARKLI SANAT FORMLARININ BİRLİKTELİĞİ HEYECANLANDIRIYOR”

Sessiz sinema hiçbir zaman sessiz olmadı. Her gösterimde sinema perdesinin hemen yanında sıklıkla bir piyano, kimi zaman küçük, kimi zaman büyük bir orkestra, bazen de yüzlerce ses efekti üretebilen bir klavye bulunuyordu. Perdeye yansıyan görüntülere canlı müzikleriyle eşlik eden müzisyenler, sessiz filme anlam katıyordu. Onlar sayesinde her gösterim bambaşka, her gösterim özel ve farklıydı. Bugün sayıları hayli azalmış olsa da, sessiz film müzisyenleri hâlâ özel gösterimlere anlam katmaya devam ediyorlar. İstanbul Sessiz Sinema Günleri’nde daha önceki yıllarda da ağırladığımız, ünlü sessiz film müzisyeni ve perküsyon sanatçısı Frank Bockius, bize mesleğinin inceliklerini, sessiz filmlerin müzikli dünyasının sihrini ve nelerden ilham aldığını anlattı.

Uzun yıllardır sessiz filmlere canlı müzikle eşlik ediyorsunuz. Bu deneyiminizden biraz söz edebilir misiniz? Sessiz filmler için müzik yapmaya ne zaman başladınız?

Öğrenciyken, birlikte çaldığım perküsyon dörtlüsünden sessiz bir komedi filmi için müzik yapması istenmişti. Sessiz filmlere müzikle eşlik etmeye böyle başladım. Bunun ardından ünlü besteci ve müzisyen Günter Buchwald beni sessiz film orkestrasının parçası olmaya davet etti. O zamandan beri, her geçen gün daha sık gösterimde performe ediyor, sessiz filmlere müzik yapıyorum.

Perdedeki sessiz imgelere müziğinizle anlam katmak nasıl bir duygu? En çok nelerden ilham alıyorsunuz?

Beni en çok sanat formlarının birlikteliği heyecanlandırıyor. Örneğin müzik ve dansın bir arada olmasından tutun sergilere müziğin yapabileceği katkının, sinema ve müziğin kesişim alanlarının açtığı ufukları düşünmek muazzam bir ilham benim için. Ayrıca doğaçlama müziğin potansiyellerini de çok seviyorum. Sessiz sinemaya gelince, ilhamımı sıklıkla görüntülerden, görüntülerin yarattığı atmosferden alıyorum. Elbette birlikte çaldığım müzisyenle aramızda oluşan etkileşimin de bunda büyük payı oluyor.

Özellikle başka müzisyenlerle birlikte olan performanslarınıza nasıl hazırlıyorsunuz?

Geleneksel olarak sessiz filmlere eşlik etmeye yönelik iki yaklaşım vardır. Filmlere özel beste yapmak ya da doğaçlama çalmak. Ancak bazen bir araya gelerek fikirleri harmanlarız, besteleri alıp onlar üzerinde doğaçlamalar yaparız ya da filmlerin sadece belli bölümleri için beste yaparız. Buna da yarı-doğaçlama parçası denir. Hazırlık yaparken genelde filmleri diğer müzisyenlerle birlikte seyrederiz, genel hatlarıyla fikirlerimizi, filmin yapısını, filme uygun melodi ve stilleri konuşuruz. Bir perküsyoncu olarak benim, örneğin kastanyetleri kullanmak için silah atışları, birbirini döven karakterler gibi özel sesleri önceden bilmem gerekiyor. Bunlara özen gösteriyorum.

Bu yıl yine İstanbul Sessiz Sinema Günleri’nde performansınız olacak. İstanbul’da sessiz filmlere müzik yapmak ve her yıl festivale gelmek nasıl bir duygu?

 Festival şahane, seyirciler de öyle. Festival ekibinin çıkardığı işe hayranım ve her yıl buraya gelmeyi çok seviyorum.