Stephen Horne ile Söyleşi

Stephen Horne ile Söyleşi

Senelerdir sessiz filmlere eşlik ediyorsunuz. Biraz mesleğinizden bahsedebilir miyiz? Bu ise nasıl başladınız? Sessiz filmlere müzik yapmak nasıl bir şey? Nerelerden ilham alıyorsunuz?

Ben bu işe başlayalı otuz sene oldu. Bu gerçekten ‘niche’ bir meslek. Son senelerde sayıları biraz artsa da aslında bu işi profesyonel olarak yapan çok az insan var.

1986’da Londra’ya taşınmamı takiben, eski öğretmenlerimden biri beni bir film kulübünde düzenlediği The Passion of Joan of Arc gösterimine eşlik etmeye davet etti. Bu deneyimden sonra Londra’daki sessiz film gösteren bütün sinemalara mektup yazdım. İlk düzenli çalışmalarım National Film Theatre/British Film Institute’un sinemasında oldu. O zamanlarda müzisyenlerin gösterimden önce filmi izleme şansı olmuyordu. Daha internet, hatta DVD bile yoktu. Bu nedenle ister istemez filmi gördüğüm anda müzikal olarak yorumlamayı öğrendim. Bugün artık buna gerek kalmasa da, bu yöntem benim için çok eğitici oldu. Bir de şunu belirteyim, sessiz film müzisyenleri klavyeye bakmadan çalabilmeli, çünkü hem karanlıkta çalıyoruz, hem de zaten aslında gözümüz hep perdede oluyor.

En iyi şartlarda, sessiz filme eşlik etmek, bir tür aktarım gibi geliyor bana. Müzik genellikle artık kullanılmayan bir sinema diliyle günümüz izleyicisi arasında bir köprü oluşturuyor. Bu da müzisyene büyük bir sorumluluk yüklüyor; ne de olsa seyircinin tepkilerini az da olsa manipüle ediyoruz denebilir. Müzisyen filmi hem dramatik hem de tematik olarak okuyabilmeli ki bunu müziğe de yansıtabilsin. Yine önemli bir nokta; empati, yani insan kendini ekrandaki karakterle veya yönetmenin vizyonuyla özdeşleştirebilmeli.

 Bu sene yeniden İstanbul Sessiz Sinema Günlerinde sahne alıyorsunuz. Beşincisi yapılan bu festivalin düzenli müzisyenlerindensiniz. İstanbul’daki deneyimlerinizi bizimle paylaşabilir misiniz? Dikkatinizi çeken bir nokta var mi?

Her şeyden önce İstanbul çok güzel bir şehir – bu geri dönmek için önemli bir sebep! İzleyici çok açık fikirli ve değer biliyor. Son senelerde İstanbul’da ne yazık ki üzücü olaylar da yaşandı. Tam da bu yüzden bu festival gibi kültürel etkinliklerin devam edebilmesini önemsiyorum.

Bir başka hoşuma giden şey ise, henüz genç bir festival olmasına rağmen, bu festival sadece herkesin bildiği klasiklerden oluşmuyor. Program orijinal ve iddialı, bu da festival programcılarının yaratıcılığı ve bilgilerinin derinliğine işaret ediyor.

 Son olarak festivalimizin kapanış filmi İmparatorluk Kalıntısı (Oblomok Imperii) için yaptığınız bestenin önümüzdeki sene çıkacak DVD için de kayda alınacağını biliyoruz. Bu film için beste yapma sürecinden biraz bahseder misiniz?

DVD kaydı için perküsyonist Frank Bockius ile birlikte stüdyoya gireceğiz, yani bu ortak bir çalışma olacak. Böyle olunca da aslında önceden bestelenmiş bölümlerle filme canlı eşlik ederken yaptığımız emprovizasyonlarımızı harmanlamış oluyoruz. Film için seçtiğim genel atmosferden söz edecek olursak şunu söyleyebilirim: filmin başında Çarlık Rusya’sının ulusal marşına, sonunda ise ‘Enternasyonal’e gönderme yapıyorum. Filmin içinde bu motifler arasında gidip geliyoruz. Bu da filmin anlatısı ile ilgili, ama tam olarak neden böyle olduğunu anlamak isteyenlere önerim, gelip filmi izlemeleri.    

 


Istanbul Silent Cinema Days – Interview with Stephen Horne [6 november 2018]

 You have been performing live at silent film screenings for many years now. Could you please tell us a little bit more about your profession? How did you start performing in screenings? How does it feel to perform at silent film screenings? Where do you draw inspiration from?

Yes, I have now been accompanying silent films for over 30 years. It is definitely something of a ‘niche’ profession. Although recently more musicians have been entering the field, there are still relatively few who specialise in it professionally.

Just after I moved to London in 1986, one of the teachers from my old school invited me to accompany The Passion of Joan of Arc at a small film society she organised. After that, I wrote to all the London cinemas that showed silent films. My first regular job was at the National Film Theatre (now called BFI Southbank). Musicians weren’t shown the films beforehand, as the material wasn’t as accessible as it is now. This was before the Internet, even before DVDs. As I wasn’t able to watch the films in advance, I developed the ability to interpret a film instantaneously, while seeing the film for the first time in the performance. Although this is no longer the case, it was a great way to learn the job. Additionally, a silent film musician needs to be able to play largely by touch. Not just because you’re usually in darkness but also because you should keep your eyes on the screen.

At it’s best the experience of accompanying a silent film can feel like ‘channelling’. The music is often the element that bridges the gap between this abandoned art form and a modern audience. Now that’s quite a responsibility for the musician, who is constantly influencing the audience’s reactions, however subtly. You need to be able to ‘read’ a film – dramatically and thematically – and channel that through the medium of music. Also I think that one of the most important qualities one needs to develop is empathy – for the characters within the plot, for the vision of the filmmaker, for the audience watching.

 This year, you will be performing again at Istanbul Silent Cinema Days. You are a regular guest and performer since the festival started. What can you say about performing in Istanbul and coming back each time? What do you notice?

Well firstly Istanbul is obviously a very beautiful city – which is always an advantage! The audiences are very open-minded and appreciative. The city has suffered more than its share of tragedy in recent years and it feels essential that its cultural heart beats on through events like this.

I also appreciate the fact that, for a relatively young event, the festival doesn’t rely on just showing the obvious silent film ‘classics’. The programming is original and challenging, which is a testament to the imagination and knowledge of the programmers.

 You also compose music and you’ll be recording the musical score for the DVD edition of Fragment of an Empire. What can you tell us about composing and performing music for this film? 

For the DVD, I will be performing with percussionist Frank Bockius, so this will be a collaborative effort. It will fall somewhere between a full composition and an improvisation, working prepared themes into an pre-arranged structure, but retaining some of the improvisatory looseness of our live performances. On a more specific note, the score will begin with the national anthem of pre-revolutionary Russia and end with the Internationale. In between the first melody will gradually transform into the second. I think the reason for this will be made clear by the development of the film’s narrative, but to see what I mean you will have to watch the film!